'Çankaya Otoparkı yerine İzmir’in merkezini taşımayı tartışmalıyız'
İzmirli gazeteciler Mustafa Yılmaz ve Ümit Yaldız gündemin perde arkasını Egeli Gazete TV’de araladı. Tartışılan Çankaya Otoparkı konusuna değinen Egeli Gazete TV Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Yılmaz, “İzmir merkezine yani Alsancak'la Konak arasındaki bölgeye iş yeri ruhsatı bile vermemek lazım. İzmir’de Alsancak ile Konak arasında tarihi olmayan, ticari nitelikteki tüm yapıları taşımak gerekir. En azından bugünden itibaren bu bölgede yeni ticari işletmelere izin verilmemesi gerekir. İzmir’in merkezini mutlaka taşımamız gerekir. Bunu yapmadığımız sürece ne trafiğe ne de otopark sorununa çözüm bulamayız. İzmir’deki araç sayısı 2 milyonu aştı. Diğer bütün çözümler geçici ve kısmı olur” diye konuştu.
Haberler / Genel
14 Ocak 2026 Çarşamba 12:41
İzmirli gazeteciler Mustafa Yılmaz ve Ümit Yaldız gündemin perde arkasını Egeli Gazete TV’de araladı. Tartışılan Çankaya Otoparkı konusuna değinen Egeli Gazete TV Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Yılmaz, “İzmir merkezine yani Alsancak'la Konak arasındaki bölgeye iş yeri ruhsatı bile vermemek lazım. İzmir’de Alsancak ile Konak arasında tarihi olmayan, ticari nitelikteki tüm yapıları taşımak gerekir. En azından bugünden itibaren bu bölgede yeni ticari işletmelere izin verilmemesi gerekir. İzmir’in merkezini mutlaka taşımamız gerekir. Bunu yapmadığımız sürece ne trafiğe ne de otopark sorununa çözüm bulamayız. İzmir’deki araç sayısı 2 milyonu aştı. Diğer bütün çözümler geçici ve kısmı olur” diye konuştu.
İzmir’deki su sorununa değinen İntegral Araştırma Kuruluşu Genel Koordinatörü Ümit Yaldız da, “İzmir'de bundan 15 yıl, 20 yıl önceye geriye gittiğimizde suyu kullananların sayısı 3 milyon civarındaydı. 25 yıl önce İzmir'in suyunun içilebililirlik algısı çok daha yüksekti. Yani musluktan akan suyu içen oranı belki %30'larda 40'lardaydı. Şimdi %20'lerin altında. Kentin yüzde 40’ı arıtma kullanıyor. Arıtmalar da çok büyük orandaki suyu atık olarak boşa harcıyor. Kentte adeta bir arıtma lobisi var” dedi.
ŞEHİR MERKEZİNE TOPLU ULAŞIMLA GELME EN İYİ ÇÖZÜM
Kent merkezine otomobille gelme konusunun sınırlandırılması konusuna da değinen Yılmaz şöyle konuştu: “Cemil Tugay kent merkezine araçla gelinmemesi konusunda bir düşünceyi açıkladı. Bu görüş yeni değil. Son 35 yıldır tüm Büyükşehir Belediye Başkanları ve bürokrasisi bu görüşü kavundu. Bilimsel meslek odaları da aynı fikirde. Büyükşehirlerin ulaşım sorununun otomobille değil toplu ulaşımla çözüleceği tüm dünyada kabul görmüş bilimsel bir gerçek. İzmir’de de bunun altyapısının oluşturulması lazım. İnsanlara otomobilinizle gelme diyecekseniz toplu ulaşım duraklarına yeterli otopark yapma yükümlülüğünüz var.”
DEPREME KARŞI DAYANIKSIZ BİR OTOPARK
İzmir’de bir süredir tartışılan Çankaya Katlı Otoparkı’nın kapatılması ve yıkım kararı konusuna değinen Egeli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Yılmaz, “”Aslında bu konunun çok da tartışılacak bir tarafı yok. İzmir 1. derece deprem kuşağında yer alıyor. Şimdi şu iki şeyi birbirinden ayırmak lazım. Belediye başkanına ‘Ey belediye başkanı, bize Kemeraltı’na, şuraya, buraya otopark yap’ diyebilirsiniz. Çok da haklı olursunuz. Ama şimdi 40 yıl önce yapılmış sağlam olmayan bir otoparkı yıkma derseniz o yanlış olur. Teknik olarak 2000 yılından önce yapılan bütün binalar depreme karşı yeterli dayanıklılığa sahip değildir. İmar Kanunu’na da aykırı ve risklidir. 1999 Marmara depreminden sonra 2000 yılında bir imar yönetmeliği yapıldı ve binaların beton kalitesi zorunluluğu C15’den C25’e çıkarıldı. Bunun anlamı C25 beton kalitesinin altındaki tüm binaların teknik olarak riskli olduğudur. Otoparklar da zaten normal binalar gibi değil. Her bir araç en az 1 ton. Her katta yüzlerce ton ağırlık oluyor. O yüzden insan hayatı ve güvenliğinden daha önemli bir konu olamaz. Bir de orası İzmir’e Allah’ın bir lütfu gibi bir yer. Muhteşem bir Agora var yanında. Otoparkın altında da tarihi eserler var. İnanılmaz bir turizm bölgesi var. Aslında orası açılsa Kemeraltı ile birleşse böyle yukarıya kadar muhteşem bir yer olur” dedi.
İzmir’in bu konuda çok daha büyük ve bütüncül bir sorunu olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Avrupa ülkelerini incelediğinizde önünüze bir durum çıkıyor. Şimdi onlar tarihi şehri, tarihi merkezi korumuşlar. Hem bina olarak korumuşlar, hem kültür olarak korumuşlar. Yani oralarda iş yerleri yok. Oralarda gezilecek turistlik yerler var. Bizim meselemiz bu.
Biz tarihi İzmir ile modern İzmir'i birbirinden ayıramamışız. Ne demek istiyorum? Şimdi Fransa'da defans diye bir kavram var. Bir çizgi çekmişler. Burası bizim tarihi şehrimiz kardeşim. Buradan bu tarafa sen iş yeri yapamazsın, Viyana'da da aynı şekilde. Ben Viyana'yı gittim gördüm. Viyana’da bir köprü var. Köprünün bir tarafı 1500’lü yıllarda olduğu gibi kalmış. Diğer tarafı yeni ihtiyaçlar için kullanılmış. Biz bunu başaramamışız. İzmir Valiliğinin ille de Konak’ta olması şart mı? İzmir Büyükşehir Belediyesinin ille Konak’ta olması şart mı? Yani bana göre bu konuda radikal kararlar alınması gerekir. Belki İzmir merkezine yani Alsancak'la Konak arasındaki bölgeye iş yeri ruhsatı bile vermemek lazım. İzmir’de Alsancak ile Konak arasında tarihi olmayan, ticari nitelikteki tüm yapıları taşımak gerekir. En azından bugünden itibaren bu bölgede yeni ticari işletmelere izin verilmemesi gerekir. İzmir’in merkezini mutlaka taşımamız gerekir. Bunu yapmadığımız sürece ne trafiğe ne de otopark sorununa çözüm bulamayız. İzmir’deki araç sayısı 2 milyonu aştı. Diğer bütün çözümler geçici ve kısmı olur” diye konuştu.
ARITMA LOBİSİ VAR
İzmir’de geçen hafta evlerde ya da işyerlerinde kullanılan arıtmaların çok yüksek oranda suyu atık olarak bıraktığını dile getirdiğini hatırlatan Ümit Yaldız, “Geçen hafta biz burada suyu konuşmuştuk. Su konusu tartışılmaya devam ediyor. İşte bu sefer Şimdi bana bana cevaplar geldi o konuda. O arıtmalar konusunda. Deniyor ki işte yeni sistem arıtmalarda kayıp birebir olanlar var. Yani birebir olanlar olması sanki meseleyi hafifletiyor. Yani en yeni teknoloji birebir evsel arıtmalarda. 1 litre su kullanıyorsanız 1 litre suyu dışarıya atıyorsunuz. 1’e 8 olan var. O eski ucuz işte Çin malı olanlar var. Damacana suyun fiyatının yüksekliği sebebiyle herkes sarıldı. Ama bu sistemlerde 1 litreye 8 litre suyu Boşa atan, dışa atık olarak atan var” dedi.
MUSLUK SUYU İÇİLMESİ İÇİN KAMPANYALAR YAPILMALI
Yaldız şöyle konuştu: “İzmir'de bundan 15 yıl, 20 yıl önceye geriye gittiğimizde suyu kullananların sayısı 3 milyon civarındaydı. 25 yıl önce İzmir'in suyunun içilebililirlik algısı çok daha yüksekti. Yani musluktan akan suyu içen oranı belki %30'larda 40'lardaydı. Şimdi %20'lerin altında. Kimler içiyor? Yani yoksullar içiyor. Maalesef. Fakirler içiyor. Maalesef. Arka sokaklar, arka mahalleler içiyor. Yani içmek zorunda olanlar içiyor. Ha içilmez mi? İçilir.
Sonuçta belli kontrollerden geçen, klorlanan bir su. Klorlar bütün suyu öldürüyor. Yani içilmez mi? İçilir. Ama musluktan akan suyun içileceğine dair İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilgili bağlı kuruluşlarının bir kampanyası, bilgilendirmesi yok. Yani herkes böyle sanki bir arıtma lobisi var ve bu arıtma lobisi üzerinden suskun kalıyorlar. Yani başka bir şey gelmiyor benim aklıma yani. Musluktan akan su içilir kardeşim diye kimse bunun üzerine vurgu yapmıyor. Biz haber yazarken de, işte araştırma yaparken de içme suyu diye yazarız. Musluktan akan suyun adı aslında içme suyudur. Tabii, doğru. Ama içiliyor mu? Kim içiyor? Biraz önce söyledik. Musluktan akan suyun içilebilirliği ile ilgili özel kampanyaların olması lazım. Bu ne demek olur? Arıtma kullanımını daha da düşürür. Ya da insanlar yeni nesil, en azından birebir sarfiyat veren, 1 litreye 1 litre kayıp veren arıtmalara geçişi teşvik edilmeli. Belki Büyükşehir Belediyesi tarafından arıtmalara saat takılarak sarfiyata göre uygulama yapılmalı. Bu çok zor bir şey değil. Büyükşehir Belediyesi'nde bir sürü insan çalışıyor. Yani belediye başkanı bile işte şu kadar fazlamız var. Bu kadar. O insanlar belki evlere gönderilir. Ne kullanıyorsunuz? Kaç ne kadar su sarfiyatınız? Bunlar belli çünkü. Arıtmanız var mı? Hangi teknoloji? Bunlar taramalarla, bilmem nelerle ortaya çıkar. Özel kampanyalar yapılması lazım. Biz netice itibariyle su kaynaklarını arttıramıyorsak mevcut kullanımın tasarruf modunu açmamız lazım. Bu konuda gündem yapmaları lazım bunu.”