Tire Ziraat Odası Başkanı İbişoğlu’ndan alt komisyon çağrısı: Tarıma dair en doğru yasal düzenleme böyle yapılır
Tire Ziraat Odası Başkanı Halil İbrahim İbişoğlu, Küçük Menderes Havzasına, tarıma, hayvancılığa ve bölgeye dair önemli bilgiler verdi.İbişoğlu, Mecliste çiftçilerden oluşturulan alt komisyonlar kurulmasının sorunlarının çözümünde büyük katkı sağlayacağını ifade ederek alt komisyon çağrısında bulundu.
Haberler / Güncel
16 Mayıs 2026 Cumartesi 15:28
EGELİ GAZETE- Egeli Gazete TV ekranlarında Tarım araştırmacısı Tuncer Beybağ’ın sunduğu “Toprağın Sesi” programının bu haftaki konuğu Tire Ziraat Odası Başkanı Halil İbrahim İbişoğlu oldu. İbişoğlu Küçük Menderes Havzasına, tarıma, hayvancılığa ve bölgeye dair önemli bilgiler verdi. İbişoğlu öte yandan, tarımda yaşanan sorunların altını çizerek çiftçilerin zorluklarına değindi. İbişoğlu, Mecliste çiftçilerden oluşturulan alt komisyonlar kurulmasının sorunlarının çözümünde büyük katkı sağlayacağını ifade ederek alt komisyon çağrısında bulundu.
“SORUNLARIMIZ İÇİN MECLİSTE ALT KOMİSYON KURULSUN”
Başkan İbişoğlu, Tarım Komisyonlarına bağlı olarak hayvancılık ve tarım üretimi yapan insanlar ile alt komisyon kurulması çağrısı yaparak, “Meclisteki alt komisyonlarda, komisyonlarda görüşülmeden önce bunu yerelde ziraat odaları, kooperatifler, köylerde bulunan kalkınma kooperatifleri, bunların üyelerinin fikirlerinin alınması, orada en doğru yasal düzenlemenin yapılmasına faydalı olacaktır” dedi.
“TİRE GÜME İNCİRİ İÇİN COĞRAFİ İŞARET ALINMALI”
İnşallah Büyükşehir bir incir paketleme tesisinin çalışmaları yapılıyor. Aydın’ın incir olarak coğrafi işareti var. Tire Güme inciri için de almak gerek. Güme dağları inciri veya tire inciri olarak coğrafi işaretinde alınmasında yarar var. Çünkü tiredeki yetişen incirin ayrı bir özelliği var. Şimdi belki tuhaf gelecek. Ben her zaman şunu söylerim. Her insan, her canlı sağlığı için en az günde bir tane incir yemesi gerekir. Özellikle Ramazan'da iftar sofralarımızda hurma konur. Halbuki ben hep buna karşı olurum. Ya hurma olacağını hurma bizim topraklarımızda ürettiğimiz bir ürün değil. Bizim incirimiz ondan daha kaliteli, daha sağlıklı o içindeki o çekirdeğin her tanesi Ayrı bir şifa kaynağı, ayrı bir vitamin deposu, ayrı bir enerji kaynağı, onun sofralarımızda olması çok önemli” diye konuştu.
“İSTANBUL FETHEDİLİRKEN GEMİLER TİRE URGAN VE HALATI İLE ÇEKİLDİ”
Tarımda hızlı bir evrim yaşandığını ifade ederek sözlerine başlayan Tire Ziraat Odası Başkanı Halil İbrahim İbişoğlu, 25- 30 yıl önce Tire ovasının başlıca ürünleri tütün, pamuk ve kendirdi. Hatta Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethederken o gemilerin karadan çekilmesinde Tire’nin urgan ve halatları kullanıldığı söylenir. Bu da tarihe bir not olarak düşülmüştür. Daha sonra kimyasallarla daha ucuz urganlar yapılmaya başladı” dedi.
“TİRE’DE EN ÇOK TÜTÜN ÜRETİMİ YAPILIRDI”
“Tütün Tire ovasında en başta yetiştirilen ürünlerinden biriydi” diyen İbişoğlu, “2000'li yılların başlarında yaklaşık 50.000 dekar tirede sadece tütün üretimi yapılıyordu. Ama şu anda bir dekar bile tütün üretimi yapılmıyor. Türk çiftçisine tütün yasaklandı. Tütün yasaklandı. Tekeller kapatıldı. Tekel yaprak işleyen tesisleri, fabrikaları, sigara yapan tesisleri kapatıldı” ifadelerine yer verdi.
“PAMUK BİTME NOKTASINDA”
İbişoğlu, “Pamuk bölgemizde üretimi yok denecek kadar azalan bir de pamuk beyaz altın diyelim. Pamuğumuz vardı. Gene 2000'li yılların başında pamukta 90.000 dekarlar civarındaydık. Tire olarak ve işte biraz önce ettiğiniz gibi gene Avrupa Birliği'nin ve ABD'nin değişik oyunlarıyla üretim bitme noktasına geldi. Tabii bizde 90.000 dekarlardan şu anda 3.000 dekarlara düştü. O da hemen hemen yok denecek kadar azaldı” diye konuştu.
“ÇİFTÇİMİZ ÇOK VEFAKAR”
Kendir, tütün, pamuk kalkınca bu topraklar boş kalmadığını ifade eden İbişoğlu,” Bizim çiftçimiz çok vefakâr bir çiftçi. Önce meyveciliğe yöneldi. Şeftali ağaçları, kayısı Erik gibi ürünler dikilmeye başlandı. Daha sonra da hayvancılık çok hızlı bir şekilde büyüdü. Her yıl Küçük Menderes olarak susuzluğun artık en fazla hissedildiği bölgeyiz. Özellikle şehir merkezinin doğu köyleri, doğu kısmında kalan köylerde yeraltı suları daha zayıf. Merkezin batısına geçildikçe oralar biraz daha şu anda şanslı gözüküyor. Küçük Menderes havzasında suyun tutulmasıyla ilgili altyapı çalışmaları yapılan çalışmalar yeterli değil” dedi.
“SÖZLEŞMELİ EKİM YAPILIYOR”
Bölgenin büyük potansiyeli olduğunun altını çizen İbişoğlu, “Bölgemizde, Türkiye'nin aşağı yukarı %20'sine yakın salçalık biber, salçalık domates gibi üretim potansiyeli var. Dolayısıyla Bursa'dan, İstanbul'dan çeşitli fabrikalar gelerek bölgeye fabrika açtı. Şu anda baktığımızda salça fabrikası 6-7 tane. Biber ile ilgili 10'a yakın fabrika var. Dolayısıyla bunlarla ilgili çiftçiniz yeni bir aşamaya girdi. Çünkü bu ürünleri ektirenler çiftçiyle anlaşma yapıyorlar. Sözleşmeli ekim yaptırıyorlar” ifadelerine yer verdi.
“FABRİKALAR ÇİFTÇİDEN DAHA FAZLA SU KULLANIYOR”
İbişoğlu, “Süt, hayvancılığa bağlı olarak organize sanayide kurulan süt fabrikaları, salçalık domates salça fabrikalarının bölgemizde yerleşmesiyle su tüketimi arttı. Yeraltı sularının %70'ini çiftçinin kullandığı söylenir. Bizim bölgemizde bu oran tam tersi. Sanayideki fabrikalar, bu suyu daha fazla kullanıyor ve onlar da kendi sularını yer altından temin ediyorlar” dedi.
“ÇİTFÇİ VE SANAYİCİ ARASINDA HAKEM GÖREVİ GÖRMEYE HAZIRIZ”
Sanayici ve çiftçi arasında yapılan sözleşmelere oda olarak hakem görevi görmeye hazır olduklarını ifade eden İbişoğlu, “Sanayici ile çiftçi arasında ülkemiz adına sürdürülebilir tarım ürünleri sanayisi için bir zincir sağlanmasında taşın altına elimizi koyalım istiyoruz. Sanayici bir kendine göre bir fiyat Belirliyor ve bu fiyat üzerinden çiftçinin önüne sözleşmeyi koyuyor, taahhütnameyi koyuyor. Belirlenen fiyat üzerinden üretici sözleşmesini yapar ve bu ürünü üretir, yetiştirir. Sanayicinin ham maddesini temin eder. Çünkü zaman zaman biz görüyoruz ürünün az olduğu, rekoltenin düşük olduğu zaman sanayici istediği ürünü alamıyor” diye konuştu.
“UCUZ BESLENME YÖNTEMİNİ TERK ETTİK”
Geçmişte mera hayvancılığı vardı. Büyükbaş hayvanlar o yerli ırklar küçük ufak tefek olan sığırlarımız… Anadolu karası, Doğu Anadolu kırmızısı, Güneydoğu sarısı. Bunlar bile boş merada boş gezerdi. Ve bir köye girdiğiniz zaman her evde bir koyun sürüsü Geçiş sürüsü bulunurdu. Çünkü yem derdi yoktu. Doğadan besleniyordu. Biz ucuz beslenme yöntemini terk ettik” dedi.