Egeli Gazete
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Avrupa’da gidişat nereye?
Sinan Daş
YAZARLAR
17 Temmuz 2026 Cuma

Avrupa’da gidişat nereye?

Dünyanın bir zamanlar gıptayla baktığı Avrupa şimdi hızla geriye gidiyor. Peki sebep ne ve bu bizi nasıl etkileyecek?

 son 10 - 12 yıla kadar tüm dünya vatandaşlarının gıptayla baktığı bir sistemdi.

 

Ekonomi sürekli büyüyordu, Avrupalı markalar kendi alanlarında liderdi, enflasyon düşüktü, her ne kadar vergiler görece yüksek olsa da devletin sağladığı imkanlar sayesinde Avrupa vatandaşlarından hiç şikayet duymuyorduk.

 

Peki Avrupa’ya ne oldu?

 

Öncelikle Avrupa’nın bu ekonomik sistemi nasıl kurduğuna bakalım.

 

Avrupa’nın ekonomik temelinde iki ana unsur var. Birincisi Rusya’dan gelen ucuz enerji, ikincisi ise Nato şemsiyesi altında oldukları için düşük tutabildikleri askeri harcamalar.

 

Bu iki unsur sayesinde özellikle Almanya her yıl ihracat fazlası vererek, bütçe fazlası oluşturarak kendi vatandaşlarıiçin sosyal hizmetleri olabilecek en iyi noktalara çıkarabiliyordu.

 

Ancak Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açmasıyla işin rengi değişmeye başladı. Rusya’ya uygulanan ambargolar ve tedarik zincirlerinin riskli hale gelmesiyle Avrupa’nın ucuz enerjiye erişimi kesildi.

 

Şimdi diyeceksiniz ki bu sistemi kurabilen kafalar enerji arzı için yedek plan düşünmemişler mi? Görünüşe göre düşünmemişler. Hatta bu akışa o kadar çok güvenmişler ki kendi nükleer ve kömür santrallerini kapatırken yerine alternatif sistemleri bile tam anlamıyla faaliyete geçirmemişler.

 

Bu sebeple de sanayinin en önemli gider kalemlerinden biri olan enerjide fiyat artışının önüne geçemediler ve üretimde rekabet gücünü hızla kaybettiler.

 

İkinci sebep de Nato kaynaklı. Biliyorsunuz Donald Trump’ınNato üyesi ülkelerden bir talebi var. Yıllık gayrisafi milli hasılanın minimum yüzde 5’ini savunma bütçesine ayırmak.

 

Bu aslında düzgün planlanırsa yine ülkelere zarar verecek bir nokta değil. Eğer siz savunmayı para harcamak değil, sanayi kurmak olarak görürseniz, mühendis yetiştirir, savunma sanayisi şirketlerine yatırım yapar, üniversitedeki araştırmalara fon ayırır (Nasa’nın Nasa olma sebebi bile budur aslında, ondan da başka bir yazıda bahsederiz) üretilen teknolojiyi ar-ge ile diğer sanayi kollarına entegre ederseniz işin sonunda ihracatçı olup kara bile geçebilirsiniz.

 

Ancak bunu yapabilmek için zamana ihtiyacınız var. Avrupa ülkelerine ise bu zaman verilmediği için buraya yapılacak harcamaların çoğu ithalat olacak ve mecburen de sosyal devletin faaliyet alanından kesilecek. 

 

Avrupa’daki önceki anlayışın zora girdiği noktalar bu şekilde. Kısa vadede ise buna bir çözüm bulunabilecek gibi görünmüyor.

 

Peki bu durum bizi nasıl etkileyecek?

 

Öncelikle bilmemiz gerekiyor ki Avrupa bizim en çok ihracat yaptığımız bölge. Hatta Almanya açık ara farkla en büyük müşterimiz. Burada özellikle tekstilde çok güçlüydük. 

 

Avrupa bizi fiyat avantajımız ve lojistik olarak yakınlığımız nedeniyle tercih ediyordu. Ancak tekstilcilerimiz burada bir hata yaptı. Rekabeti sadece maliyet üzerinden devam ettirdi.

 

Güneydoğu Asya ülkeleri bu alanda bizim rakibimizdi ve maliyet olarak da bizden daha iyilerdi. Yine de Avrupa’daki alıcılar transit sürenin daha kısa olması sebebiyle örnek veriyorum ürün başına 0,002 Cent’lik farka çok aldırmıyordu. 

 

Ancak ekonomiler daraldığı ve tekstil ürünleri yüksek tonajlı satın alındığı için o aradaki mikroskobik farklar göze batmaya başladı ve Avrupa artık tercihini Güneydoğu Asya’dan yana kullanıyor. Biz de hala maliyetle rekabet etmek için üretimi Mısır’a kaydırmaya çalışıyoruz.

 

Oysa bu noktada tüccar gibi düşünmek lazım.

 

Rekabet edecekseniz tek bir noktadan rekabet etmeyeceksiniz. Elinizde imkan varken bir yandan maliyeti düşük tutacaksınız bir de reklamla, pazarlamayla maliyetin göz ardı edileceği markalar kuracaksınız. 

 

Orta vadede belki artık markasız çorap ya da havlu satamazsınız ama avrupa’daki insanların sevdiği ve talep ettiği markalar kurabilseydiniz, şu an durum çok daha farklı olurdu.

 

Bunu da zamanında Türkiye’deki pek çok tekstilci ile konuşmuştum ama en azından benim konuştuklarım arasında kayda değer bir adım atan olmadı.

 

Peki bu fırsatı kaçırdık diye el elde el başta oturacak mıyız?

 

Hayır. Yine, tüccar olmamız gerekiyor. En küçük esnafı düşünün burada mahallede Ahmet’e satamıyorsa Mehmet’e satıyor. Baktı mahalleli artık alışveriş edemiyor hemen dükkanı başka yere taşıyor.

 

Bizim de alternatif pazarlara ihtiyacımız var.

 

Örneğin bir fırsat çıktı. Avrupa, Güney Amerika ülkelerinden tarım ürünleri almak için anlaşma yaptı. Hatta bu sebepten Avrupalı çiftçi ayağa kalkmıştı.

 

Biz belki tarımda artık o noktada araya giremeyiz ama Güney Amerika’da araya girebiliriz. Bu ülkeler tarım ürünü satacaksa tarım makinesine de ihtiyaç duyacak. Bizim ülkemizde yetiştirilecek makine mühendisleri, fuarlara gidecek İspanyolca ve Portekizce bilen satışçılar yetiştirmek, tarım makinesi üretimi yapan firmalara fuar teşvikleri vermek çok da zor adımlar değil.

 

Bu tabii bir fikir. Bunlardan yüzlercesi üretilebilir, onlarcası hayata geçirebilir.

 

En büyük müşterimizde durum böyleyken de yapılacak şey budur gibi geliyor. Sizce de öyle değil mi?

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ YEREL YÖNETİMLER DÜNYA YAZARLAR FOTO GALERİ VİDEO GALERİ ASAYİŞ SAĞLIK KÜLTÜR SANAT SPOR GENEL SUKESİNTİSİ ELEKTRİKKESİNTİSİ HAKKIMIZDA
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Hakkımızda
Copyright © 2026 Egeli Gazete