Sevgili okurlar,
Başlıkta kimden bahsettiğimi anlamışızdır. Tabii ki de Trump’tan bahsediyorum.
Trump’ın ABD seçimlerini Demokrat Kamala Harris’e karşı ezici bir çoğunlukla kazanması
demokratik dünyada “ne oluyor” tartışmalarını yarattı. 1215 Magna Carta anlaşmasından
başlayarak Fransız devrimi ile devam eden demokrasi mücadelesi sonucunda elde edilen
kazanımlar “acaba geri mi gidecek” şüpheleri oluşmaya başladı.
Dünyada zaten yeterince tek adam var. Bunlara bir de “ABD mi eklendi” sorusu
demokratik dünyada gittikçe endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
Adam çok enteresan. Gelmeden önce Danimarka’nın egemenliğinde olan Grönland’ı,
egemen Kanada’yı ABD’nin eyaletleri yapacağını açıkladı ve her ne kadar, Kanada,
Danimarka ve AB’den tepkiler gelse de bunlardan vazgeçmiş de görünmüyor. Bunun yanı sıra
Panama kanalına da göz dikti.
Gelir gelmez sadece haritalardaki durumu değil isimleri de değiştirmeye başlayacağını
ilan etti. Örneğin dünyanın Meksika Körfezi olarak bildiği körfezin ismini Amerika körfezi
olarak değiştireceğini açıkladı. Hatta Florida Valisi acil durum ilan ettiği kararnamede,
Meksika Körfezi yerine "Amerika Körfezi" ifadesini kullandı. Böylece Trump'ın yemin
töreninde altını çizdiği tartışmaya dair ilk resmi hamle de gerçekleşmiş oldu.
Trump’ın ön görülemez karakteri ve tavırları demokratik dünyadan tepkiler çekmeye
başladı demiştik. Geçenlerde Alman milletvekilleri Trump’a karşı birlik çağrısı yaptılar.
İstedikleri kadar çağrı yapsınlar bu durumu yaratan AB ülkeleri ve İngiltere’deki sözüm ona
sol, sosyalist, sosyal demokrat partiler ile yeşiller. Bunların içlerinin boş hatta Avrupa’daki
faşist partilerden de faşist zihniyetli olduklarını her türlü katliamı yapan İsrail’i
desteklemelerinden anlıyoruz.
Bitmedi. Rusya-Ukrayna savaşının bitmesini istemeyen ve bu yüzden yüzbinlerce
çoluk-çocuk-kadın-yaşlı-genç Rus ve Ukraynalının ölmesini, sözde Rusya’yı zayıflatmak
adına, ellerini ovuşturarak seyredenler de bunlar.
Bitmedi. Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) gibi katı şeriatçı-radikal dinci bir örgütü diktatör
diye seküler Esad’a karşı destekleyen ve bunların iktidara gelmesini sağlayanlar da bunlar.
İktidarı alır almaz seçimlerin uzun süre yapılmayacağını ilan eden, Esad’ın sarayına yerleşen
Colani çok demokrat ya. Almanların Yeşil Dışişleri Bakanı’nın Şam ziyareti sırasındaki
hareketleri neydi öyle. Kadının tavırları Almanları bile utandırdı.
Sonuçta böyle saça böyle tıraş. AB ve İngiltere’deki sözde sol, sosyal demokrat ve
sosyalist partiler insan hakları-demokrasi-barış alanlarını sağ, Hristiyan Demokrat hatta faşist
partilere terk ettiler. İtalya’da faşist Meloni böyle iktidara geldi. Önümüzdeki seçimlerde
Fransa’da Maria Le Pen iktidara yakın gibi duruyor. Almanya’da da ırkçı Almanya İçin
Alternatif Partisi (afd) önemli cepheler elde ediyor.
Bakınız bunlarla ayni kafada olan Trump gelmeden Filistin’de ateşkesi kotardı. Sırada
Ukrayna savaşını bitirmek var ve bu politikaları başta Macaristan devlet başkanı Orban olmak
üzere AB ve İngiltere’deki sağ ve faşist partiler tarafından destekleniyor.
Sözün özü şu. Demokrasiyi aşındıran sadece Trump değil. Asıl aşındıranlar Trump’ı,
Orban’ı, Meloni’yi iktidara taşıyan, politika üretemeyen, demokrasi alanını terk eden ve barışı
unutan Avrupa’daki sözde sol, sosyal demokrat, sosyalist partiler.
Aslında geçmişlerine bakıldığında muhteşem tarih ve liderlere sahip olmuş ve
dünyadaki demokrasi mücadelesinde öne çıkmış olan bu partilere “sözde” demek ne kadar
ağrıma gidiyor bir bilseniz.
Ama maalesef durum bu…